Yavuz ile Tayfun: Yorum Farkı

Yavuz ile Tayfun: Yorum Farkı

 

Siz her Cuma neyi bekliyorsunuz ya da bir şey bekliyor musunuz, bilemiyorum ama ben heyecanla Gazeteci Yavuz Oğhan ile Akademisyen Tayfun Atay'ın sohbet ettiği Büyük Resim adlı yayını bekliyorum. Haftaiçi her gün Yavuz Ağabey'in "bidebunuizle" programını zaten kaçırmıyorum ancak bu Cuma günleri yaşadığım keyif; benzersiz.

İkilinin bu haftaki konusu tarikatlardı ve özellikle AKP'ye yakın olarak bilinen anket firmalarında dâhil, toplumun yüzde 55'inin tarikatların zararlı olduğu ve kapatılmasını istediği; yine toplumun yüzde 65'inden fazlasının da (yüzde 68'di sanırım) tarikatların denetlenmesini istediği gibi sonuçların ortaya çıktığı masaya yatırıldı. Bu dakikadan sonra da Akademisyen Tayfun Atay ile Gazeteci Yavuz Oğhan, yorumda ayrıştılar.

Burada bir parantez açmak isterim, aynı zamanda Türkiye'nin en saygın yayını olan Gazete Pencere'de Pazar günleri de yazı yazan Sevgili Tayfun Atay, aslında bir profesör... Üstelik Antropoloji gibi benim özel olarak ilgimin olduğu bir dalda, çok önemli araştırmalar yapmış, bulgular elde etmiş bir Profesör... Londra'da okumuş, ODTÜ'de uzun yıllar ders vermiş bir Profesör... Ben kendisine hep "Hocaların Hocası" diye hitap ederim. Ordinaryüs diyeceğim de literatürde yer alsa da günlük yaşamda hakkıyla anlamını kavrayacak kişi sayısı çok fazla mıdır, emin değilim. "E, Ferdi böyle bir Profesöre neden Akademisyen deyip geçiştiriyorsun; Tayfun Hoca Yüksek Lisans öğrencisi mi?" diyecekler olur diye bu parantezi açtım: Memlekette o kadar çok "Ben de Profesörüm!" diyen adam(cık) var ki, ben artık unvanları dile getirmekten çekiniyorum. Akademisyen, kastettiğim saygımı sanki daha iyi ifade ediyor gibi... Bunca -sözüm ona- profesörün arasında, Tayfun Hocam'ın ve onun gibi liyakat sahibi biliminsanının ayrı bir yere konulması gerekiyor bence...

Dönelim tartışmaya...

Tayfun Hocam, tarikatların artık eski güçlerinde olmadığını, 1970'lerden bu yana Devlet'e siyaset eliyle taşıma işinin de sonuna gelindiğini söyledi. Yavuz Ağabey ise tam aksine tarikatların bu günlerde güç konusunda zirveyi yaşadıklarını; Barış'ların yazdığı Metastaz adlı kitapta da anlatıldığı üzere Devlet'te tarikat kadrolaşmalarının hızla devam ettiğini; Marmara Üniversitesi İlahiyat Fakültesi Dekanı Akademisyen Ali Köse'nin de yorumladığı gibi Fetö'nün gidip Metö'nün geldiğini söyledi. Tartışma bir süre devam etti ama ne Tayfun Hocam "Tarikatlar eski gücünde değil" tezinden, ne de Yavuz Ağabey "Şimdiye kadar en güçlü olduğu zamanlarındalar ve gelecekte de para ve iş vaadi nedeniyle tarikatlar hiç güç kaybetmeyecek" tezinden vazgeçmediler.

Oysa tartışma küçük bir dokunuşla son bulacaktı.

Nasıl mı?

Elbette ben de Tayfun Hocam ile aynı düşünüyorum: Artık tarikatların sonuna gelindi. Güçlerini de büyük ölçüde yitirdiler. Ancak canlı yayının bir sonucu belki de Tayfun Hocam şu konuyu gündeme getirmedi:

Kamuoyu gücü ve Yazılı olmayan kurallar...

Tarikatlar, ilk olarak Cübbeli Ahmet diye bilinen Ahmet Mahmut Ünlü'nün Sevgili Fatih Altaylı'nın Teke Tek adlı yayınına çıktığında zaten bitişini başlattı. Yaşamda her şey tüketimdir. Tarikatlar, geçmişte tüketime kapalı olan, kamuoyu ilgisi ve bilgisine kapalı örgütlenmelerdi. Gücünü de zaten bu 'yeraltı' görünümünden aldılar. Bizim Beykoz'da bir villada 'domuz bağı' yöntemiyle katledilmiş insanlara ulaşıldığında, bu yüzden toplumda infial oluştu. Daha da öncesi Akademisyen Turan Dursun'un Akademisyen Bahriye Üçok'un katledilişlerinde de toplumda "tarikat korkusu" baskındı. Çünkü tüketilecek bir durumda değillerdi: Tükenmiyorlardı. Kamuoyuna kapalıydılar.

Siz eğer Çiftlik Bank denilen yapılanma kamuoyunun ilgisini çekmeseydi ve kamuoyunda tartışılmasaydı, bu kadar çabuk dağılır mıydı sanıyorsunuz?

İsmail Saymaz'ın Şehvetiye Tarikatı ya da Barış Pehlivan ile Barış Terkoğlu'nun Metastaz kitaplarının etkisinin "az" olduğunu mu düşünüyorsunuz?

Kamuoyunun ilgi ve bilgisinin arttığı noktalarda her zaman bilim ve gerçekler zihinlerde yer ediyor. Daha sonraki toplumsal refleksler de buna paralel şekil alıyor.

Şimdi size Wafa Sultan desem, kaçınız bilecektir? Oysa biz Wafa Sultan'ın bir televizyon programında söylediklerini 2008 yılında Türkçe altyazılı olarak tüm platformlarda yayınladık. Sanırım Garajımdaki Ejder çevirmişti ilk olarak... Keza George Carlin... Adam 2008 yılında hayatını kaybetti biz ölümünden sonra en az 2008 kez Komedyen Carlin'in altyazılı videolarını paylaşıp durduk.

Şimdi gelip de kamerayı açıp, mikrofonu tutup bize "Tarikatlar sizce ne kadar güçlü?" derseniz, elbette cevabı alır, gidersiniz. Ancak kamuoyunda kaç kişinin Turan Dursun denilince yüreği ürperiyor? Kimbilir kaç kişi var Akademisyen Muazzez Çığ'ı tanımayan? (Hâlâ Muazzez Hocayı Profesör sanan var meselâ... Bizim gazeteci arkadaşlar da Google'a bakıp Profesör yazıyorlar. Oysa Doktor'dur kendisi ama tabi Tayfun Hocam gibi Ordinaryüs'tür Hocaların Hocası bir Akademisyendir)

İşte tartışmaya son noktayı koyacak konu buydu: Tarikatların yeraltından yerüstüne çıktığı ve kamuoyunun ilgisine-bilgisine artık açık olduğu gerçeği... Bu tespit zaten onların zayıfladığının bir kanıtıdır.

Yavuz Ağabey hâlâ işin lojistik ve ekonomik gücünü sorguluyor ama Bocsh'un meşhur sözünü unutuyor:

"İnsanların güvenini kaybetmektense para kaybetmeyi tercih ederim".

Kamuoyunun güvenini kaybetmiştir artık tarikatlar... Üstelik tarikat mensuplarının bizzat kendileri bu güveni yitirmiştir.

Bu saatten sonra tarikatlara "neden" gidildiği zaten çok açıktır.

Tarikatlar, Allah'a giden yol olmaktan çıkmış ve paraya-mevkiye giden yol olmuştur.

Bu gerçek önceden yalnızca akademisyenler tarafından bilinirken; bugün 7'den 70'e herkes tarafından bilinmektedir.

Tarikatlara yönelik algı büyük bir deprem yaşamıştır.

Bugün belki Wafa Sultan'ın söylediklerini Türkiye'de 10 bin kişi dinlemiştir ama 12 yaşındaki kız çocuğunu cinsel yönden istismar eden Şeyhine, bir babanın neler söylediğini milyonlarca kişi bilmektedir.

Bugün belki George Carlin'in videolarına gülen Türkiye'de 50 bin kişi vardır ama damadının İBB'den milyonlarca liralık ihale aldığı ortaya çıkan Cübbeli Ahmet'in geçen seçimlerde Binali Yıldırım'ı desteklediğini reddetmesine milyonlarca insan gülmektedir.

Tüm bunlardan dolayı da özetle: Artık Türkiye Cumhuriyeti'nde tarikatların bir gücü, bir hükmü de kalmamıştır. Hemen hepsi yavaş yavaş eriyecek ve yok olacaktır.

Yavuz Ağabey'in içi rahat etsin...

10.10.2020 (Ferdi GÜNGÖR )

Yorumlar (0)

Yorum Yaz

DİĞER YAZILAR

Kaftancıoğlu görevden alınırsa...

Teknolojiyle Evlenenler

Levent ve İsmail: Ülkenin Yüzakı

Çocukluğuna İhanet Eden Biz Büyükler

Gerikafalılık ve Çağdaş Trol

Luppo yiyen işverenmiş

Budur Müslümanlık!

Luppo Çağrısı

İstifadan istifade etmek...