GÜVENLİK

Halep’te kuşatma savaşları – Vecih Cuzdan

Halep’te kırılan kuşatmayı koz olarak kullanarak Rusya ile pazarlık masasına oturan Erdoğan, Kürtler ve ABD’nin Kürtlere destek siyaseti karşısında bir ortak zemin arıyor. Ancak Suriye politikası iflas eden Saray-AKP iktidarının bunu kurması oldukça zor

Suriye ordusu ve müttefikleri, 17 Temmuz’da cihatçıların Türkiye’yle bağlantısını sağlayan tek ulaşım koridoru olan Kastello yolunu tamamen kontrol altına aldı. Ordu güçleri, 28 Temmuz’da ise Kastello yakınlarındaki Beni Zeyd ve Eşrefiye mahallelerini temizleyerek Halep’in doğusundaki cihatçıları tümden kuşatmış oldu. Kuşatmanın tamamlanmasının ardından Suriye ordusu, Halep’te bulunan tüm cihatçılara silahlarını bırakarak şehri “güvenli bir şekilde” terk etme çağrısı yaparken, Rusya da Şam yönetimiyle birlikte Halep’te “insani operasyon” kapsamında üçü siviller, biri de cihatçılar için olmak üzere 4 koridor oluşturulduğunu açıkladı.

Halep neden önemli? 

Bir örnekle açıklayalım, Türkiye için İstanbul neyse, Suriye için de Halep odur. Ülkenin tarihi, kültürel ve turizm anlamında başlıca kenti olan Halep, aynı zamanda ticaret ve üretim merkeziydi.

Suriye ordusu ve müttefiklerinin aşama aşama ilerlediği bir sürecin sonunda kuşatılan Halep, savaşın kaderini doğrudan etkileyecek öneme sahip. Bu yüzden, hem Şam yönetimi hem de cihatçılar için kritik önemde.

Halep ayrıca, Türkiye’ye yakın olması ve ikmal yolları nedeniyle oldukça stratejik bir konumda. Suriye ordusunun kenti tamamen kuşatma altına alması bile savaşta psikolojik üstünlüğü ele geçirmesi ve uluslararası arenada elinin güçlenmesi anlamına geliyor. Şam yönetiminin kenti tamamen kontrol altına alması ise cihatçılar ve onları destekleyen ülkelerin yenilgisi anlamına gelir. Dolayısıyla “muhalefet” de, siyasi iddiasını korumak için “ülkenin kalbi” Halep’teki varlığını sürdürmek zorunda.

Nusra aldatmacası ve Halep’te karşı saldırı

Suriye ordusunun Halep’i kuşatmasından kısa süre sonra Suudi Arabistan, Katar ve Saray-AKP iktidarı ile güdümlerindeki cihatçıların karşı hamlelerine ilişkin bir dizi gelişme yaşandı.

El Kaide liderliğinin onayıyla, örgütün Suriye şubesi Nusra Cephesi, 28 Temmuz’da El Kaide ile bağlarını kopardıklarını duyurdu. Katar sermayeli El Cezire televizyonuna çıkan ve ilk defa yüzünü gösteren Nusra lideri Ebu Muhammed el-Culani, örgütün feshedildiğini ve yerine “Şam’ın Fethi Cephesi” adlı yeni örgütün kurulduğunu ilan etti.

Nusra’nın bu kararı almasında birkaç nedenin etkili olduğu söylenebilir; Birleşmiş Milletler’in (BM) “terör örgütleri listesi”nde olması, Körfez monarşilerindeki destekçileri ve Batı tarafından “ılımlı” olarak lanse edilen sahadaki diğer cihatçı grupların açıktan destek ve işbirliğini artırmak için baskı yapması.

Ancak Nusra’nın bu hamlesi bir aldatmacadan ibaret. Nitekim Culani, yeni örgütün “herhangi bir dış bağlantısının olmayacağını” vurgulayarak uluslararası topluma “El Kaide’den ayrıldık” mesajı verirken, “Suriye’de şeriat düzeni için savaştıklarını” yineleyerek de örgüt içine, amaçlarında herhangi bir değişiklik olmadığını, sadece El Kaide’yle ilişki biçimini değiştirdiklerini söylemiş oldu.

Emperyalistlerin bölgeye müdahalesine gerekçe sağlayan “IŞİD’e karşı mücadele”, örgütü özellikle Suriye sahasında zayıflattı. Rusya ve Suriye ordusu dışında gerçekçi olarak hedef alınmayan Nusra Cephesi’nin en güçlü cihatçı grup olduğunu söyleyebiliriz. Bu noktada Nusra, Şam yönetimine karşı kullanılabilecek, diğer grupları toparlayabilecek cihatçı grup olarak öne çıkıyor. Şimdiye kadar BM’nin “terör örgütleri listesinde” olması nedeniyle açıktan desteklenmeyen Nusra’nın ad değiştirmesi ABD ve bölgedeki işbirlikçilerini rahatlattı. Üstelik Nusra’nın yeni örgüt ilanını, Katar Dışişleri Bakanı Muhammed Abdurrahman el-Sani’nin Türkiye ziyareti izledi. 30 Temmuz’daki Katar Dışişleri Bakanı-Tayyip Erdoğan görüşmesinin ana gündem maddesinin Halep olduğu aşikar.

Nitekim bölgesel destekçileri tarafından yeniden yapılandırılan “Fetih Ordusu” adlı cihatçı çatı örgütü, “Halep kuşatmasını kırma operasyonu” adı altında 31 Temmuz’da kentin güneyinden harekete geçti. Şam’ın Fethi Cephesi, Ahrar’uş Şam, İslam Ordusu, Türkistan İslam Partisi ve Ensar el-Din’in de aralarında bulunduğu cihatçı grupların, 1-6 Ağustos tarihlerinde üç koldan gerçekleştirdikleri yoğun saldırılar sonucu kuşatma kırıldı.

Halep kozuyla Rusya’yla pazarlık     

Tayyip Erdoğan, Rusya lideri Vladimir Putin ile yapacağı görüşme öncesi, cihatçı çetelerin Halep kuşatmasını kırmasını elinde bir koz olarak açıktan dillendirdi.

6 Ağustos’ta Katar merkezli El Cezire televizyonuna konuşan Erdoğan, “Halep’teki tabloyu yakından takip ediyoruz. Çok acı verici bir tablo. Sadece Halep değil; Suriye’nin kuzeyinde ve Münbiç’teki durum da öyle. Halep’te bir denge oturduğunu görebiliyoruz. Muhalifler bir tür denge kurmayı başardı. Bundan dolayı Salı günkü Rusya ziyaretim çok önemli” dedi.

Erdoğan, “Halep’te kurulan denge” söylemiyle hala sahada etkileri olduğunu söylüyor, ancak daha düne kadar “Suriye ile sınırı olmayan Rusya’nın orada ne işi var?” sözünden çark ederek Moskova’nın çıkarlarını gözeteceği sinyallerini de veriyordu: “Rusya’nın bu bölgede çıkarları var. Bu çıkarları konuşacağız. Bizim de çıkarlarımız var, bu çıkarları ve diğer ülkelerin de çıkarlarını konuşacağız. Ancak Suriye ile sınırı olan tek ülke biziz. Suriye bizim için çok önemli. Rusya, İran, Irak ve Türkiye’nin Suriye için birleşmesi lâzım. Lübnan’la bile… Suriye’ye komşu ülkeleriz. Suudi Arabistan, Katar ve Ürdün’le de Suriye’yi görüşmemiz lâzım. Ancak Suriye ile ilişkisi olmayan ülkelerle artık konuşmamamız lâzım.”

Sonuç olarak Erdoğan’ın, Rusya ile yapacağı Suriye pazarlığında Kürtlere karşı ortak bir zemin arayışında olacağını söyleyebiliriz. Ancak Münbiç’i IŞİD’den temizleyen YPG öncülüğündeki güçler ile ABD’nin Kürtlere destek siyaseti karşısında Suriye politikası iflas etmiş Saray-AKP iktidarının bu ortak zemini kurması oldukça zor.

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Başa dön tuşu