Bir psikolojik terör örneği: Linç

Bir psikolojik terör örneği: Linç

 

Barış Pınarı Harekâtı'nda Mehmetçik, Suriye'nin kuzeyinde silahlı terörizm için canını dişine takıp, mücadele verirken, bizler de ülkede çağımızın vebası psikoloji teöristleriyle mücadele veriyoruz. Hayatı boyunca bir sosyal medya hesabına sahip olmaktan öteye gidememiş vatandaşlarımız, hemşerilerimiz; abilerimiz, kardeşlerimiz ne yazık ki her fırsatta kendileri gibi düşünmeyen kişileri linç ederek tatmin olmak yolunu seçiyor. Biz bu beyin felci durumdan acilen kurtulmalıyız.

Gurur nedir? Neden gurur duyarız? Pek az kişinin elde edeceğini, elde ettiğimiz için değil mi? Sayılı kişilerden birisi olduğumuz için... Peki, emek vermeden elde ettiklerimiz için de gurur duyabilir miyiz? Örneğin, ırkımız bir gurur kaynağı olabilir mi? Bir Türk ailenin çocuğu olarak doğmak, bir Kürt, bir Çinli, bir Japon ailenin çocuğu olarak doğmak, gurur duyulası bir durum mudur? Dinlerimiz-inançlarımız? Bir Müslüman, bir Hıristiyan, bir Musevi ya da bir Bahai ailenin çocuğu olarak doğduğumuz için gurur duyabilir miyiz? Hâl böyleyken, neden milliyetimizle, inancımızla yok yere gurur duyarız? Asıl gurur duymamız gereken iş, hangi milliyetten, hangi inançtan olursak olalım, bir insan olarak dünyada geleceğe miras bırakacağımız herhangi bir işi başarmak değil midir? Peki, bizler bu tembelliğimiz, cahilliğimiz ve kırıcı, yakıcı, yıkıcı tavırlarımızla geleceği de mahvettiğimizin farkında mıyız?

Sosyal medya hesaplarında iki büyük grup oluşmuş durumda ve her ne kadar ikisi de karşı karşıya dursa da özünde aynı bireylerden oluşmakta: Düşünmeyen, sorgulamayan ve bedavaya yaşayan insanlar... Bir taraf, Mehmetçiği sahiplenerek, bireysel anlamda savaşa/silaha karşı olduğunu dile getiren kişileri 'tek' yakalayıp linç etmekte; diğer taraf da Avrupa'yı sahiplenip, Barış Pınarı Harekâtı'nın gerçekleştirilmesinin haklı yönlerini dile getirenleri 'tek' yakalayıp, linç etmekte... Her ikisi de aslında aynı kişidir. Oysa, elbette savaşa(silaha karşı olmak, haklı bir gerekçe ve bunu dile getiren insanların samimi olanları, sözü dinlenebilir kişiler. Ancak biz 'aşırı' bir topluluk olduğumuz için bu 'sözü dinlenme' kısmını asla tek başına masaya yatıramıyoruz: Çünkü bize göre sözünü dinlemek demek; onun her dediğini kabul etmek, hayata geçirmek ve çocuklarımızı da sözünü dinlediğimiz kişinin isteği doğrultusunda yetiştirmek... Sözünü dinlemek demek, ona her konuda koşulsuz/şartsız destek vermek; maddi ve manevi kişisel/ulusal tüm tasarruflarımızı onunla paylaşmak demek... Aslında sözün özü de şu: Herhangi birinin sözünü dinlemek demek, bizim toplumumuza göre tüm kişiliğimizi, benliğimizi de o kişinin eline teslim etmek demek... Öyle, sözü dinleyip, eylemi orada bitirmek bizi tatmin etmiyor çünkü...

Dinlemek yahu... Dinlemek... Camide imamı, okulda öğretmeni, evde anne-babamızı, televizyonda bir uzmanı dinlemek gibi bir dinlemek... Dinlemek... Sonra dinlediğimizi kendi içimizde değerlendirmek... İş bu kadar basit aslında... Ancak bizim toplumuzda çoğunlukla, 'içinde kendine ait pek az şey barındıran' kişiler olduğundan, dinlemek sonrası değerlendirme kısmında sigortalar atıyor. İçimizde olan da bir zamanlar bir başka dinlediğimiz kişiye ait olduğundan, dinlediğimiz her yeni kişide hemen içimizdeki kişiye ulaşmaya çabalıyoruz. Oysa içimizdeki kişi gerçek yaşamda öldüyse ya da etkisi zayıfladıysa, ne yapacağımızı da kestiremiyoruz. İki seçeneğimiz var: Ya içimizdeki eski kişiyi çıkartıp, yerine bu dinlediğimiz yeni kişiyi tüm benliğiyle kabul edecek ya da içimizdeki kişiyi yaşatmayı sürdürüp, yeni kişiyi direkt linç edeceğiz. Linç edeceğiz ki, içimizdeki kişinin yerine asla geçmesin... Yahu neden içimizde bir kişi var ve olmak zorunda ki? İçimizdeki kişiyi neden 'kendimizle' değiştirmeyiz?

Mehmetçik, tüm olumsuz koşullara meydan okuyarak, bu memleketin geleceği için kanıyla, canıyla mücadele ediyor. Farkında değiliz belki ama bu memleketin kaderini değiştiriyor şu an: ABD'nin desteğinde Kuzey Suriye'de kurulması planlanan olası bir terör devletinin önüne geçiyor... Şanlıurfa'da hayatını kaybeden sivil vatandaşlarımız, gerçek bir kahraman! Gelecekte orada can verecek belki binlerce kişi için canını fedâ ediyor. Her biri aslında ulusal birer kahramanlar! Ancak kimin umurunda? Ne yazık ki, memleketimizde bir linç kültürü oluşmuş ve fikirlerin asla dinlenmediği, duyguların da siyasi ve ekonomik anlamda istismar edildiği bir ortamda yaşıyoruz. Psikolojimiz ise her geçen gün daha da bozuluyor. Çünkü bu memlekette içinde bir kişiyi kabul etmeyip, kendisiyle yaşayan, kendi gibi yaşayan her görüşten insan, bir katkı sağlamaktan imtina ediyor. Linç kültürü, bu memleketin o ya da bu görüşten ama geleceğe katkı sağlamayı isteyen insanlarına geri adım attırıyor. Tüm bu karmaşa içinde ise Mehmetçik yürüyor... İlerliyor... Canını dişine takarak... Ülkemizin güney hattında Suriye'ye yakın yerlerinde yaşayan her görüşten insanı yürüyor... Can veriyor... Memleketin geleceği için...

 

 

 

15.10.2019 (Ferdi GÜNGÖR )

Yorumlar (0)

Yorum Yaz

DİĞER YAZILAR

Dünya bir Ev ise Antep onun mutfağıdır