Kültür-Sanat

Antep’in Yuvalama Hikayesinin Lezzetli Ayrıntıları

26 Şubat 2026 18:10

Gaziantep’in tarihi taş sokaklarında dilden dile dolaşan bir hikaye gün yüzüne çıkıyor. Rivayete göre, bir zamanlar… Evet, pek çok güzel hikaye bu şekilde başlar. Ancak bu hikaye biraz daha derinlere iniyor. Düşünsenize: Gaziantep henüz devasa bir şehir olmamış, evler yan yana sıralanmış, insanlar birbirini tanıyor. Kadınların hamam günleri, sabahın ilk ışıklarından akşamın alacasına kadar sürüyor. Bir gün, böyle bir hamam günüymüş. Kadınlar, hamamdan çıkarken yanakları al al olmuş, saçlarından

Gaziantep’in tarihi taş sokaklarında dilden dile dolaşan bir hikaye gün yüzüne çıkıyor.

Rivayete göre, bir zamanlar… Evet, pek çok güzel hikaye bu şekilde başlar. Ancak bu hikaye biraz daha derinlere iniyor. Düşünsenize: Gaziantep henüz devasa bir şehir olmamış, evler yan yana sıralanmış, insanlar birbirini tanıyor. Kadınların hamam günleri, sabahın ilk ışıklarından akşamın alacasına kadar sürüyor.

Bir gün, böyle bir hamam günüymüş. Kadınlar, hamamdan çıkarken yanakları al al olmuş, saçlarından sabun kokusu hala eksik olmamış. Aralarında, güzelliği dillere destan bir genç kız bulunuyor. Dar bir sokakta yürürken, bir delikanlı yanlarından geçiyor ve aniden göz göze geliyorlar. İşte o an, öyle bir an ki…

Delikanlı, geriye dönüp bakıyor. Genç kız ise içinden geçiriyor: “Ne kadar yakışıklı bir delikanlı…”

Fakat o zamanların adeti gereği, kimse bir şey söylemiyor. Delikanlı, kızın peşinden uzaktan takibe başlıyor. Genç kız ve arkadaşları, eski bir Gaziantep evinin kapısında durup içeri giriyorlar. Delikanlı, kapıyı hafızasına kazıyor ve hızla evine koşuyor.

Annesine diyor ki: “Ana! Bugün gördüğüm o kızı hayal edemiyorum, aklım ondan çıkmıyor. Aşağı mahallede bir eve girdi. Git, bir bak. Beğenirsen isteyelim.”

Annesi gülümseyerek, sabahı bekliyorlar.

Sabah olduğunda kadın kalkıp o eve gidiyor. Kapıyı açan, tahmin edebileceğiniz gibi, o güzel kız. Kadının içi bir başka ısınıyor.

“Kızım, yoruldum. Bir tas su versen de soluklanayım…” diyor.

Kız hemen onu içeri buyur ediyor. Kaynar bir tasla su getiriyor. Kadın suyu içtikten sonra, güzel bir dua ediyor: “Allah, ne muradın varsa versin. Su gibi aziz ol, su verenlerin sayısı çok olsun. Bahtın da yüzün gibi aydınlık olsun.”

Kızın daha evlenmediğini öğrenince, kadının içinde büyük bir sevinç doğuyor. Eve dönünce, oğluna müjdeyi veriyor: “Gördüm, beğendim, bu iş olur.”

Kısa süre içinde, kız isteniyor ve nişan kesiliyor. Oğlan evi, kız evini sahre çağırıyor; birlikte yemek yeniyor, kaynaşıyorlar.

Sıra, kız evinin davet vermesine geliyor.

Şimdi genç kız bir telaş içinde: “Nişanlımın gönlünü nasıl kazanırım? Ne yapmalıyım ki, hem damak tadını hem de kalbini fethedeyim?”

Bilinen bir gerçek var ki, Gaziantep’te hüner yalnızca kelimelerle ölçülmez. Hüner, emekle, sabırla ve elde olur.

Kız, dikkatle düşünüyor. Yapacağı yemek sıradan olmayacak; zahmetli, bereketli ve farklı lezzette olmalı.

Bulgur kullanmak yerine pirinç tercih ediyor. Pirinci havanda ezerek, her bir tokmak düşüşünde içinden bir dua geçiyor. Sokakta, etleri dövüyor ve sinirlerinden arındırarak macun kıvamına getiriyor. Ardından, pirinç unuyla buluşturuyor. Tuzunu, karabiberini ekleyerek uzun uzun yoğuruyor.

Yoğurdukça terliyor, dua ediyor: “Ya Rabbi, bu lokmayı hayırlı eyle. Bu yuvayı dirlik eyle