Gaziantep Müzesi'nde 30 yıl çalışan arkeolog Yanık da müdürü mobbingle suçladı

Fatma Bulgan Yanık, müzelerdeki eserlerin zimmetlenmesinin nasıl ağır bir yük olduğunu vurguladı. Yanık da Kaçmış ailesi gibi, Müze Müdürü Emine Öztürk’ün kurumda mobing yaptığını öne sürdü, "Teröründen ben de nasibimi aldım" dedi.

Gaziantep Müzesi'nde 30 yıl çalışan arkeolog Yanık da müdürü mobbingle suçladı

Arkeolog Merve Kaçmış'ın intiharı üzerine gözlerin çevrildiği Gaziantep Müze Müdürlüğü'nde 30 yıl çalışmış olan arkeolog Fatma Bulgan Yanık, müzelerdeki eserlerin zimmetlenmesinin nasıl ağır bir yük olduğunu vurguladı. Yanık da Kaçmış ailesi gibi, Müze Müdürü Emine Öztürk’ün kurumda mobing yaptığını öne sürdü, "Teröründen ben de nasibimi aldım" dedi.

Nuray Pehlivan  npehlivan@gazeteduvar.com.tr

İZMİR – Gaziantep Müze Müdürlüğü’nde arkeolog olan Merve Kaçmış, arkasında bir yığın soru işareti bırakarak Diyarbakır’da ziyaret ettiği ağabeyi Ozan Kaçmış’ın evinde yaşamına son verdi. Ailesi, Merve’nin eksik olan tarihi eserleri usulsüz şekilde üzerine geçirmesi konusunda, Müze Müdürü Emine Öztürk’ün mobingine maruz kaldığını iddia etti.
Merve’nin geride bıraktığı notta iş yerinde yaşanan olaya ilişkin “Ben yapmadım, masumum. Her yerde kameralar var, izleyince göreceksiniz” diye başlayan cümleleri herkesi derinden etkilerken, gelinen süreçte müze müdürü ile birlikte iki müze uzmanı Kültür ve Turizm Bakanlığı tarafından görevinden uzaklaştırıldı.
İddiaların merkezindeki Gaziantep Müzesi’nde yaklaşık 30 yıl çalışan Arkeolog Fatma Bulgan Yanık ile bu iddiaları, tanıklıklarını ve müzelerde yaşanan zimmet sorununu konuştuk.

GAZİANTEP MÜZESİ’NDEKİ ESERLERİ İLK KEZ BEN SAYDIM

Müzede hizmet süreniz ne kadar? Bize müzecilik geçmişinizi anlatır mısınız?

Fatma Bulgan Yanık

Dil ve Tarih-Coğrafya Fakültesi’nden 1984 yılında mezun oldum. O yıllarda sınavlar, yazılı ve mülakat şeklinde sadece lisans alanınızla ilgili sorulardan oluşurdu. Şimdiki KPSS sınavında olduğu gibi ilgisiz alanlardan sorularla muhatap olmazdınız. Mülakat jürisi de alanında uzman kişilerden oluşurdu. Böyle iki aşamalı bir sınavı geçerek Topkapı Sarayı Müzesi’nde göreve başladım. 3 yıl sonra ailemin yaşadığı şehir olan Gaziantep’e gittim. Gaziantep Müzesi bir okuldu benim için; 30 yıla yakın bir süre çalıştım. Dolayısıyla hem arazide hem de müzecilik anlamında birçok işe imza attım. Örneğin, 1945’lerde kurulmuş olan müzenin arkeolojik eserlerini 1990 yılında ilk kez ben sayıp, güncellemiştim. Tabii böyle bir çalışma müzedeki eserleri de yakından tanımamı sağlamış, sorunları çözme anlamında verimli bir çalışma olmuştu. Arkeolojik eser zimmeti, 2006 yılına dek üzerimdeydi. Ben sorunsuz devretmiştim. 30 yıla yakın süreyle bir müzede çalışınca, oranın hafızası oluyorsunuz. Sanırım ben Gaziantep Müzesi’nin hafızasıydım.

‘TEPKİMİ KOYMUŞTUM’

Müze Müdürü Emine Öztürk’ün mobing uyguladığına dair çok sayıda iddia konuşuluyor. İş yerinde siz nasıl tanıdınız onu? Bu tür baskılar uyguladığına şahit oldunuz mu?

Yeni göreve başlayan meslektaşlarımla her türlü bilgiyi paylaşarak, onların yetişmesine katkı sağlayan ve meslekte geçirdiğim süre birçoğunun yaşı kadar olan biriydim. Ama Emine Öztürk’ün teröründen ben de nasibimi aldım. Emine Öztürk’le 2009 yılından, 2016 yılında Kilis Kültür Müdürlüğü’ne isteğim dışı tayin edilinceye kadar ki 7 yıllık süreçte birlikte çalıştım. O dönemdeki müdür, Emine’nin idareci olması için girişimde bulunduğunda liyakatı olmayan bir uzmana müdür yardımcılığı verilmesinin yanlış olacağı konusunda tepkimi koymuştum. Ancak ne yapıp edip, valilik onayı ile müdür yardımcılığı vekaleti unvanını aldı. Bu sırada ben Kilis’e isteğim dışında bir tayine maruz kaldım, müze müdürü de başka bir ile sürgün edildi. Böylece Emine Öztürk, müdür yardımcısı vekilliğinden, müdür vekilliğine zıpladı. Ben üzerimdeki zimmeti Hülya Kayaöz’e devretmeye başladım ve her gün İl Kültür Müdürü’nün baskısı Emine Öztürk tarafından mobinge dönüştürülerek, ciddi sıkıntılar yaşamamıza neden oldu. Tıpkı Merve gibi sayımın hızlandırılması üzerinden mobing yaşamaya başladık. Bu dönemde teftiş kuruluna iletmek üzere mobing evraklarını biriktirdim. Tam o esnada yeni bir asil müdür tayin edildi.
Yeni müze müdürü, kısa zamanda sorunların kaynağının personele acımasızca davranan Emine Öztürk olduğunu anlayarak, onu pasifize etti. Bu süre zarfında valilik onayı ile müdür yardımcılığı vekaleti verilmiş olan Emine Öztürk’ün bu ünvanı defalarca iptal edilmeye çalışıldıysa da valilik direnç gösterdi. 2016 yılında ani bir operasyonla müze müdürü batıdaki bir ilçeye, ben de Kilis İl Kültür ve Turizm Müdürlüğü’ne tayin edildim ve müze yeniden Emine Öztürk’e teslim edildi. O süreçte uzakta da olsam personelin uğradığı mobing kulağıma geliyordu. Terör estiriyordu müzede. Hatta iki uzman arkadaşımız da koruma kuruluna tayinlerini istediler. En çok ezayı görenler ise güvenlik görevlileriydi. Bunları duyup, üzülüyordum.

Emine Öztürk’ü önce sınava ihtiyaç duyulmadan müdür olunabilen Restorasyon ve Konservasyon Müdürlüğü’ne asil müdür olarak atadılar. Eğer bir kişi sınavsız müdür yapılmak isteniliyorsa basamak olarak daima bu yöntem kullanılır. Burada çalıştığı 6 aylık dönemde de yine terör estirdi. Ardından Gaziantep Müzesi’ne asil müdür yaptılar. Merve’nin de aynı bizlerin maruz kaldığı gibi mobbinge maruz kaldığına kesinlikle inanıyorum. Ben müzeden ayrıldıktan sonra göreve başladığı için kendisini şahsen tanımıyorum. Ama naif, sessiz ve içine kapanık birisi olduğunu duyardım.

‘NE YAZIK Kİ GENCECİK BİR CAN GİTTİ’

Merak edenler için genel olarak müzelerde ve Gaziantep Müzesi özelinde “eksik eser” konusuna da değinebilir misiniz?

Elbette, birçok müzede zaman zaman problemler yaşanabiliyor. Bu problemler kimi zaman dikkatsizlikten kaynaklanırken, kimi zaman da art niyetli müzecilerden dolayı olabilmektedir. Bir de tabi 1940’larda kurulan müzelerde envanter problemleri, eksik ve yanlış envanterler görülebilmekte, hatta envantere girmemiş muhteşem eserlerle karşılaşma olasılığı dahi olabilmektedir. O dönemlerde müzelerin milli eğitime bağlı olması ve yeterli sayıda uzman olmaması, dönemin sorunlarının günümüze kadar taşınmasına neden oldu. Envanter kayıtlarında ciddi sorunlar var. Eksiklikler de olabiliyor. Gaziantep Müzesi’nde de kayıp olduğu halde zimmete verilmeye çalışılan eserler bir trajediye neden oldu, ne yazık ki, gencecik bir can gitti.
Müzelerdeki envanter kayıtlarına dair sorunların çözümü kolay olmamakla beraber, imkansız değil. Bir çok müzede komisyon marifetiyle, sabırla ve itinayla eserlerin envanter kayıtlarının güncellenmesi gerekiyor. Ancak, bu çalışmaların tüm müzelerde aynı şablonla yapılması sağlanmalı. Müzecilikte eser envanterine yönelik belgeleme çalışmaları da, eser sayımının nasıl yapılacağına dair işler de önemsenerek, tüm müzelerde aynı sistemin uygulanması gerekiyor. Bütün müzelerin güncellenmeye ihtiyacı var. Depo düzenleri de, envanter şablonları da aynı olmalı. Peki, şimdi öyle mi? Maalesef Her müze kendine göre bir yol tutturmuş gidiyor, ben bunun doğru olmadığını düşünüyorum. Kayıtlarınız, belgeleme çalışmalarınız eksikse, eser eksiğiniz de olur, vitrinde numarası olmayan fazla eseriniz de…

‘BU STRESE KİMİSİ DAYANABİLİRKEN, KİMİSİ DE MERVE GİBİ BAŞ EDEMİYOR’

Müzelerde düşük maaşlarla çalışan arkeologlara, değeri trilyonları bulan binlerce eser zimmetleniyor. Bu zimmetin karşılığında herhangi bir tazminat verilmediği gibi eseri korumakla yükümlü tutulan arkeologlara kaybolduğunda, hem eserin bedeli ödetiliyor hem de çeşitli yollarla cezalandırılıyor. Uzun yıllar müzelerde görev yapmış bir arkeolog olarak, siz bu konuda neler söylemek istersiniz?

Zimmet almak stresli bir iş. Ben ilk zimmetimi Topkapı Sarayı Müzesi’nde almıştım. Üç uzman hazine dairesinin zimmetini aldık. Daha sonra Saatler Seksiyonu’nun zimmetini aldım. Üzerinde kıymetli taşların olduğu saatleri yeni depoya taşırken ya bir taş düşer de kaybolursa diye yaşadığım stresi unutamam. Sondaj kazısında teslim almak zorunda kaldığım arkeolojik eserlerin sayımını yaptığımda, kartal başlı bir kulpu günlerce aramış, bulamamıştım. Bakacak tek bir yer kalmıştı; üst üste yığılmış, etütlük eserler. Evet, ben o kulpu günler sonra o yığının içinde bulmuştum. Buna benzer pek çok durum olabiliyor müzelerde. Bu strese kimi insan dayanabiliyorken, kimi de Merve gibi baş edemiyor. Çünkü zimmetinizdeki bir esere bir şey olduğunda işin ucunda direkt hırsızlıkla suçlanmak var. Bu insanı geren, huzurunu kaçıran, çok ağır bir yük aslında.
Üstelik depo açma-kapama işleri tüm müzelerde bir disiplin içinde yapılmıyor. 1988 yılında Gaziantep Müzesi’nde göreve başladığımda zimmet sorumlusu elini kolunu sallayarak tek başına deposuna girebiliyordu. Kapılar mühürlenmeden kapatılıyordu. Gaziantep Müzesi’nde depolara 3 kişi ile girilmesi ve çıkışta tutanakların imzalanarak, kurşun mühürle mühürlenmesi kuralını ben uygulamaya sokmuştum. Elbette bu özenin sebebi daha önce büyük bir müzede çalışmış olmaktan kaynaklanıyordu. Şimdi depolarımızı teknolojiyle koruyoruz ama ben hala mühürle dahi kapatılmayan depolar olduğunu düşünüyorum. Sorunların kaynağı korunaksızlık bence. Müzecilerin bu konularda mutlaka eğitilmesi ve problemleri bertaraf etme yöntemlerini öğrenmesi gerekiyor.
Dolayısıyla zimmet, müzelerin kanayan yarası… Zimmet alan herkese mutlaka ek bir tazminat verilmesi gerek diye düşünüyorum. Bu uygulama esere sahip çıkma konusunda mutlaka artı bir değer katacaktır. Ya da zimmet olayı tamamen ortadan kaldırılarak, zimmet verilmeden de çözüm yolları bulunabilir. Ama tabi bunu yaparken sorumluluğun yok edilmemesi gerekiyor ki, eserler kötü niyetli insanların kurbanı olmasın. Dolayısıyla Amerika’yı yeniden keşfetmeye gerek yok, yurt dışında bu sorun nasıl çözülmüşse o örneklerden feyiz alınabilir.

‘SINAVLA MÜZE MÜDÜRÜ OLUNMAZ’

Son olarak müzelerdeki genel işleyişe dair değerlendirmeleriniz neler?

Müzelerimiz yöneticileri konusunda sıkıntılı bir profil çiziyor. Ben müze müdürlerinin sınavla atanmasını doğru bulmayanlardanım. Sınavla müdür olunmaz. Hele Emine Öztürk örneğindeki gibi hiç olunmaz. Müdürlük yani geniş anlamıyla idarecilik, öncelikle iyi, güzel olan birçok kişilik özelliğini içinde barındırmalıdır. Sadece bilgi sahibi olmak, iyi dereceler almış olmak yeterli değildir. Liyakat mutlaka olmalıdır. Ki liyakat, sınavla tespit edilemez.
Müzede çalışan arkeologlar konusunda da sınıfta kaldığımızı düşünüyorum. Çünkü pıtrak gibi açılan arkeoloji ve sanat tarihi bölümlerinde eğitimde illaki aksamalar oluyor. Buralardan eksik eğitimle mezun olanlar bir müzede göreve başladıklarında, aldıkları sorumlulukla doğru orantılı başarı gösteremiyorlar. Bu da müzelerimizin gelişmesini önemli ölçüde engelliyor. Müzecilerin iç hizmet eğitimleri önemsenmeli, mezun olmadan mutlaka müzelerde ve kazılarda staj yapmaları sağlanmalı. Müzeler bilim yuvaları ve bu bakış açısıyla bakılması gerekiyor. Kısacası müzelerimize bu şekilde muamele edilmemeli!

30.01.2020 (Haber Merkezi)

Yorumlar (0)

Yorum Yaz

İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR